Cinlerde, insan gibi kadın erkek iki cinsten oluşur. İnsanlar gibi evlenirler. Yer, içer, çocuk sahibi olur savaşırlar. Ben dine inananı, inanmayanı vardır. Yaşarlar ve ölürler. Hortlak, hayalet, ruh çağırma, uzaylı, peri. Uçan daire, tenasüh gibi adlandırılan tüm görüntüler aslında cindir. Fakat batılılar, cinleri bilmedikleri, değiştirilmiş İncil’de, günümüz. Hıristiyanlığında cin konusu ve onların özelliklerinden bahsedilmediği için cinlerin göründüğü her surete batılılar ayrı bir isim (uzaylı, uçan daire, ruh, peri, hayalet….) vermektedirler. Halbuki bizler, cinleri bize tanıtılan yüce Rabbimize hamd olsun ki onların bu oyunlarına gelmiyor ve onları asıl hüviyetleri ve adları ile tanıyabiliyoruz.
ASTROLOJİ - KABALA - METAFİZİK - PARAPİSKOLOJİ - GİZLİ İLİMLER - MİSTİSİZM - ARKEOLOJİ
cin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Kasım 2010 Perşembe
Cinler ne Yerler ?
Cinler de insanlar gibi yerler, içerler ve evlenirler. Onlar da aynen insanlar gibi cinsi ilişki kurabilirler. Halk arasında peri olarak adlandırılan varlıklar, cinlerin dişilerinden başka birşey değil. Cinler Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e yiyeceklerini sormuşlar. O da: “Elinize geçen, üzerine Allah’ın ismi zikredilmiş her kemik, olabildiği kadar bol etli olarak sizindir. Her deve ve at mayısı da hayvanlarınızın yemidir” buyurmuşlar. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v) “Sakın bu iki şeyle (kemik ve kuru hayvan mayısı) abekst bozduktan sonra istinca etmeyin, çünkü onlar (cinni olan) din karaeşlerinizin yiyecekleridir” diye sahabe efendilerimize tenbihte bulunmuş. Ancak buradaki Resülullah (s.a.v)’ın “Üzerine besmele zikredilmiş kemik” sözü farklı şekilde anlaşılmışsa da filimlerimiz, üzerine besmele çekilen kemiğin, mü’min cinlerin yiyeceğini, besmele çekilmeyen kemiklerin de kfifir cinlerin yiyeceğini teşkil ettiğinde ittifak etmişlerdir. Ancak, bu hadisi zahiri manasıyla hemen kabul etmenin mümkün olmadığını kaydeden Doç. Dr. Ali Osman Ateş: “Ben hadisleri konu bütünlüğü içinck topladım. Metin kritiği yaptım. Oradan çıkardığım sonuca göre bazı hadislerde cin adıyla mikroplardan bahsedilmiş. Mesela cinlerin yiyeceği konusunda ‘etli kemikler ve tezek’ mikrop yuvası olduğu için o zamana göre görünmeyen bilinmeyen birşey olarak mikroplar cin diye tarif edilmiş. Ama bu zahiri anlamında kullanıldığı ve bazı hadislerle birleştirildiği için cinlerin yiyeceği olarak anlaşılmış. Halbuki hadislerek mecaz vardır, istiare vardır bunları gözardı edersek işiniçinden çıkamayız. Ayrıca cinler, istedikleri zaman da şekil değiştiremezler” diyor.
Cinlerin Kaldıkları Mekanlar
İmam-ı Şibli’nin Cinlerin Esrarı adlı eserinde belirtildiğine göre, cinler en çok hamam, otluk ve çöplük gibi pis yerlerde bulunurlar. Cinler her ne kadar cismen latif varlıklar olsalar da şura sı bir gerçektir ki, insan, hayvan, yılan, akrep, deve ve sığır kılığına bürünüp çeşitli şekiller alabilirler. Hatta katır ve merkep şekline girdikleri, kuş kılığına bürünüp havada uçtukları da görülmüştür. Maric ve nar’dan yaratılan cinler, bir çok hususlarda bizim gibi olmanın yanında, temessül de ederler. Yani cinler, rüyalarda bir kısım insanların mana alemine girdikleri gibi, rüya dışında da temessül eder (görünür hale gelir) ve insanların yaşadığı alemi onlarla paylaşabilirler.Fakat bu, onların asıl hüviyetleri değildir, göründükleri insanların mir’at-ı ruhlarına (ruh aynalarına) aksediş şeklidir. Yani alıcının kabiliyet ve istidadına göre bir aksediştir.
İletken Cinler
Televizyon fişsiz çalıştı Bir akşam üzeri hanım ve çocuklar yandaki komşuya gittiler, evde yalnız kaldım. Kitap oku
dum, televizyon seyrettim. Zilebasılınca kalktım kapıyı açtım. Ama kapıda kimse yoktu. Geldim bir video kaseti aldım tekrar çalındı kapı. Kaseti videonun üzerine koyarak kapıyı açtım. Yine kimse yoktu. Ama bu sefer kapının önünde duran ayakkabımın teki kapı nın tokmağına asıımıştı. Ayakkabımı alıp yere koydum. Belki çocuklar yapmışlardır, dedim. Ama daha sonra hatırladım bizim binada bu işi yapacak yaşta çocuk yoktu. Kapıyı kapatıp geriye döndüğümde videonun üzerine bıraktığım kaset yoktu. Sağa sola baktım kaset kitaplığın rafında duruyordu.
Hanım geldiğinde olayı anlattım. O da ayakkabılarını bazen kapı tokmağına asılı bulduğunu anlatınca içimize kurt düştü. Ondan sonra bütün eşyalara dikkat etmeye başladık. Tuvalete, mutfağa ya da dışarı gidip geldikten .sonra birçok ufak eşyanın yerlerinin değiştiğini gördük. Tabii bunları görünce uykularımız kaçıyor, büyük korkular yaşıyorduk. Aynı şeyler çocuklarda da görülmeye başladı. II yaşındaki oğlum aynaya bakamaz olmuştu; “Aynaya bakınca iki uzun kol üzerime doğru geliyor, boğazımı sıkmaya çalışıyor” diyordu.
Bu durumdan kurtulmak için doktora gittik. Hiçbir şeyiniz yok dediler. Daha sonra birçok cineiye gittik; “Sizden öncekilere büyü yapmışlar” dediler. Birtakım şeyler yaptılar ama bir türlü kurtulamıyorduk bunlardan. Yine birgün televizyon seyrettikten sonra televizyonun fişini çektim. Yatmaya hazırlanıyoruz. Bir de ne göre yim, televizyon fişi takılı olmadığı halde çalışmaya başladı. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı, koşarak evden çıktım manevi büyük saydığım bir hocanın yanına zor attım kendimi: “Hocam ne olursun bir çare bul buna yoksa delireceğim” diye yalvarmaya başladım. Hoca sakin bir şekilde; “Televizyonu çalıştırmaları mümkündür, iletken oldukları için elele tutuşup kablo vazifesi görebilirler” dedi. Ben biraz daha ısrar edince; “Tamam iyi olur, inşaallah geçer” diyerek beni uğurladı. Eve geldim yattım. ,Sabah kalktığımda ayakkabımı koyduğum çininin bir köşesi üçgen şeklinde kesilmiş o parça un gibi ufalanarak ayakkabımın içine doldurulmuştu. Hocaya sordum. Hoca ayakkabıyı öylece denize atmamı söyledi. Ben de götürdüm, attım. O gün bugündür evde böyle bir halle karşılaşmıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)