istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2010 Perşembe

İstanbul’un Tılsımlı Yerleri


Yaklaşık 3 bin yıllık tarihinde birçok medeniyetlere evsahipliği yapan İstanbul, tarihte çeşitli belalardan korunmak için “tılsımlı” anıtlara emanet edilmiş.

Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi, kültür tarihi araştırmacısı Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun Eminönü Belediyesi’ne hazırladığı ”İstanbul’un İlkleri ve Enleri” adlı kitabında Bizans İmparatorları Yanko, Vezondan ve Konstantinus’un kenti türlü belalardan korumak amacıyla diktikleri 15 tılsımlı anıta yer verildi.

Kitapta bu tılsımlı sütunların ”kenti kötülüklerden, hastalıklardan, depremden ve yılan, çıyan, akrep, kurt gibi hayvanlardan koruduğu, karı-koca kavgasını bitirdiği, insanları sağlıklı ve genç kıldığı kaydedildi.

İstanbul’da Suriçi’nde bulunan 15 tılsımlı anıt ile dikilme nedenleri ve söylenceleri şöyle:

-Arkadius Sütunu: Avratpazarı’nda (Cerrahpaşa) bin parça beyaz mermerden yapılan merdivenli yüksek sütundaki peri yüzlü heykelin yılda bir defa bir feryat kopardığında yeryüzündeki kuşların heykelin etrafında döndüğüne inanılmış. Bu kuşların binlercesinin yere düştüğü ve bunların halk tarafından yendiği de söylenceler arasında yer alıyor.

-Çemberlitaş: Tavukpazarı denilen (Çemberlitaş) yerde bulunan kırmızı renkli som mermerden yapılan bu sütunun hanedanı kötülüklerden, hastalıklardan ve fesattan koruduğuna inanılmış.

-Kıztaşı: Saraçhane’de Büyük Pozantin’in kızının mezarı üzerine dikilen bu tılsımlı sütunun, imparatorun kızını yılanlardan, çıyanlardan ve karıncalardan koruduğuna inanılmış.

GENÇLİK ATEŞİ

-Altımermerli Sütun: Altımermer (Kocamustafapaşa) denilen yerde herbiri eski bilginler tarafından altı adet mermerden yapılan ve üzerinde sinek, leylek, horoz ve kurt resmi bulunan sütunun kenti sivrisinek ve kurtlardan koruduğuna inanılmış.

Ayrıca, leyleğin yılda iki kere çığlık attığı, birinci çığlıkta bir anda kentin leyleklerle dolduğu, ikinci çığlıkta da tüm leyleklerin ortadan kaybolduğu, horozun 24 saatte bir öterek bütün horozlara önderlik ettiği de söylenceler arasına girmiş.

-Genç bir erkek ve sevgilisinin birbirleriyle kucaklaşmış haldeki tunçtan heykeli de, kavga eden karı-kocadan biri heykeli kucakladığında hemen barıştıklarına inanılırmış.

-Bilgin Calinus’un beyaz mermer üzerine yaptırdığı ihtiyar adam ve kadın resimli heykelinin ise, geçinemeyen bir erkek ile kadından birinin heykeli kucakladığında hemen boşanacaklarına inanılmış.

-Sultan Beyazıt Hamamı’nın altında bulunan dört köşeli sütun: Bu sütun sayesinde kente veba hastalığının girmediğine inanılmış.

-Tekfur Sarayı’ndaki tunçtan ifrit heykeli: Bu heykelin yılda bir kez etrafına ateş saçtığı, bu ateşten bir kıvımcım alabilen kişinin çok sağlıklı yaşadığı ve genç kaldığına inanılmış.

DEPREM ÖNLEYEN MIKNATIS

-Zeyrek’te Hazreti Yahya Kilisesi bitişiğindeki mağara: Her kış ”koncoloz” denilen cadıların bu mağaradan çıkarak, arabalara binip şehri dolaştıklarına inanılmış.

-Ayasofya’daki dört sütunlu anıt: Azrail, Cebrail, İsrafil ve Mikail resimleri bulunan bu sütunların her birinin ayrı bir tılsım olduğuna inanılmış.

-Atmeydanı’ndaki Milyobar (Örme Sütun) anıtı: 300 bin taştan yapılma bu sütunun tepesinde bulunan çok güçlü bir mıknatıs sayesinde İstanbul’un depremlerden korunduğuna inanılmış.

-Sultanahmet’e dikilen Burma Sütun: Üç başlı ejderha şeklinde olan bu sütunun başının biri bir yeniçeri tarafından kılıçla koparıldıktan sonra tılsımın kısmen bozulduğu ve İstanbul’da birdenbire akreplerin görüldüğüne inanılmış.

1 Eylül 2010 Çarşamba

İstanbul’un Altındaki Hazine

 İstanbul’daki Roma dönemi eserlerinin başında gelen Çemberlitaş’ın altındaki bir odada, Hazreti İsa’ya ait eşyaların gömülü olduğu iddia ediliyor. İddiaya göre; Çemberlitaş’ın altında olduğu ileri sürülen odada, imparator Konstantin döneminde Kudüs’ten getirilen ”Hazreti İsa’nın mezarına ait kutsal toprak, orijinal haç parçaları, çiviler, kaymak taşından yapılan kase, ekmek kırıntıları ve Hazreti Musa’ya ait taş ile Hazreti Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hazreti Nuh’un baltası ve Hazreti Süleyman’a ait olduğuna inanılan 7 kollu şamdan” bulunuyor.

Çemberlitaş’ın restorasyon projesinin 1. kademesini yürüten Akpınar Mimarlık’ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akpınar, yaptığı açıklamada, Çemberlitaş’ın altında 11×11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde muhteşem bir blok ve porfir bir kaide bulunduğunu belirterek, ”Kutsal emanetler onun içinde küçük bir alan içerisinde oyulmuş yerde” dedi.

Akpınar, beraberindeki ekiple Çemberlitaş üzerinde 2001 yılından başlayarak 1,5 yıl süren bir çalışma gerçekleştirdiklerini, yapı üzerinde tipoloji ile tarihsel çalışmaların da yapıldığını, anıtın yapıldığı tarihteki sosyolojik değerlerin araştırıldığını bildirdi.

Restorasyon projesi hazırlanırken dünyanın her tarafındaki onlarca yayını gözden geçirdiklerini, Bizans tarihiyle ilgili ulaşabildikleri tüm kaynakları incelediklerini ifade eden Akpınar, ”Çemberlitaş, geçmişteki Zeus ve onlarca tanrıya tapınan Pagan Roma’nın yıkılması ve tek tanrılı, kitabi inanca sahip yeni Roma’nın kurulmasının ilk kutsal simgesidir diyebiliriz” dedi.

ODANIN YERİ

Akpınar, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından taşın, Tanrı’nın birliğini simgelemek üzere dikildiği yolunda bilgiler olduğunu belirterek, şunları anlattı:

”Tarihçilere göre, Konstantin M.S. 324 yılında annesi Helen’i Kudüs’e gönderir ve Kudüs’te Hz. İsa’nın olduğuna inanılan mezarı açtırır. Mezardaki kutsal toprak, orijinal haç parçaları, kutsal çiviler, kaymak taşından yapılan kutsal kase, kutsal ekmek kırıntıları ile Hz. Musa’ya ait kutsal taş, Hz. Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hz. Nuh’un baltası ve Hz. Süleyman’a ait olduğuna inanılan som altından 7 kollu şamdan gibi kutsal emanetler İstanbul’a getirilir. Bu olayı çok açık ve belli bir şekilde tarihi belgelerde görmekteyiz. M.S. 325 yılında da imparator Konstantin Roma’yı alır ve Roma’daki Pagan Roma imparatorluğuna son verir. Roma’daki Apollon tapınağını yıktırır ve oradan getirdiği taşları Çemberlitaş’ın yapımında kullanır. Yaklaşık 11×11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde 4 parçadan oluşan bir ana kaide oluşturulur. Bu ana kaidenin içerisinde 1×2 metre ebadında küçük bir hücre oluşturulur. Kutsal emanetlerin bu hücre içerisine bizzat İmparator Konstantin’in annesi Helen tarafından yerleştirildiği M.S. 340-400′lü yıllarda yazılan belgelerde de ifade edilmektedir.”

”Kutsal emanetlerin orada bulunduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok” diyen Akpınar, kutsal emanetlerin 11×11 metre ebadında ve 2,5 m. yüksekliğinde porfir bir blok kaidenin içerisine oyulan küçük bir alan içinde olduğunu, bu kaidenin üzerinde 8×8 metre ebadında ve yine yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde bir kaide daha olduğunu, bunların üzerinde de 6 metre yüksekliğinde 4×4 metre ebadında sütunun kaidesinin yer aldığını bildirdi.

ÇEMBERLİTAŞ’IN ÖZELLİĞİ

Abdülkadir Akpınar, kaidenin üzerinde her biri yaklaşık 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında, bileziklerle birbirine oturtulmuş, 9 adet sütun olduğunu vurgulayarak, ”Kurşunla birbirine bağlanmış tam terazisinde bir yapı. Her biri 100 ton ağırlığında birbirleri üzerine en ufak bir kırılma olmadan yerleştirilmiş. Piramitlerdeki sır gibi muhteşem bir işçilik” diye konuştu.

Apollon tapınağından getirilen taşların hikayesinin de orijinal olduğunu ifade eden Akpınar, ”Kızıl porfir olan bu taşlar, o zaman işlenmesi çok zor olduğu için ‘kutsal taş’ olarak kabul ediliyor. Granitin başka bir türü. Zeus’a inanan o zamanın kadınları, porfirden oluşan küçücük odalarda doğum yaparlarsa, tanrılar tarafından kutsandıklarına inanırlardı” dedi.

Abdülkadir Akpınar, İstanbul’un fethinden sonra Çemberlitaş’ın ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilendiğini, yapının spiral şekilde demirlerle çepeçevre kuşatıldığını, 1706 yılında ilk tahkimin yapıldığını anlatarak, yapının yeni kaidesindeki taşın yaklaşık 20 cm. içerisinde 7×7 cm kalınlığında dökme demir bileziklerle her 1,5 metrede bir kuşaklar atılarak güçlendirildiğini bildirdi.

ODAYA ULAŞMA GİRİŞİMLERİ

İstanbul’un 1918 yılında işgali sırasında da Vatikan’dan bir grup rahibin geldiğini ve kutsal emanetlere ulaşmak için Çemberlitaş’ın hemen yakınındaki Vezirhan’da bir oda kiralayarak tünel kazdıklarını kaydeden Akpınar, ”Yer altındaki ana kaideye kadar ulaşırlar. Tünelden çıkan toprağın şüphe uyandırması üzerine yakalanırlar ve sınır dışı edilirler. 1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunun tespiti için Avrupa ülkelerinden arkeologlar getirtir” dedi.

Çıkarılan bu ilk zemin rölövesinde taşın altında muhteşem bir ana kaide, onun üzerinde ikinci ve üçüncü birer kaide olduğunun görüldüğünü dile getiren Akpınar, ”Kıyamet kopmadıkça, savaş hali olmadıkça veya böyle bir yıkım olmadıkça, o emanetlere ulaşmak asla söz konusu olamaz” görüşünü savundu.

RESTORASYON ÇALIŞMALARI

Çemberlitaş’ta hiçbir tarihi esere ilişkin yapılmadığı kadar bir çalışma gerçekleştirildiğini dile getiren Akpınar, 3 metre çapındaki taşın bütün gövdesinin özel asetatlarla çevrilerek taşın bütün yüzeyindeki çatlakların, bozulmaların ve kırılmaların bire bir ölçekli bir çalışmayla çıkarıldığını, daha sonra üzerinde fiziki ve kimyevi anlamda diğer çalışmaların yapıldığını bildirdi.

Abdülkadir Akpınar, Çemberlitaş’ın çevresinde jeo-radarla çalışmalar yapıldığını ve söz konusu 1×2 metre ebadındaki hücrenin tespit edildiğini, deprem emniyeti için zemin tabakalarında incelemeler gerçekleştirildiğini, ayrıca tarihsel çalışmalarla Çemberlitaş’ın değerini ortaya koyan çalışmalar yapıldığını kaydetti.