1 Eylül 2010 Çarşamba

Atlantis Uygarlığı

Kayıp Uygarlık : ATLANTİS

Geçmişte Atlantik Okyanusu'nda yer aldığı ileri sürülen kıta. Atlantis'ten ilk kez Platon, "Timaeus ve Critias" adlı yapıtında söz etmiştir. Atlantis hakkında günümüze dek yüzlerce kitap yazılmıştır.Atlantis araştırmacılarına (Atlantologlar) göre, Atlantisliler pek çok alanda bu günkü uygarlığımızdan daha ileri bir düzeye ulaşmış bulunuyorlardı. Fakat yüksek teknolojileri ile doğanın dengelerini bozmaları yüzünden, kendilerinin neden oldukları depremler ve diğer doğal afetler sonucunda kıta, önce parçalanarak kısmen, daha sonra tümüyle sulara gömülmüştü. Atlantis'ten yapılan göçlerin yoğunlaştığı bölgeler Mısır, Gobi, Anadolu ve Amerika'dır. 

Atlantis hakkında en ayrıntılı bilgiler veren kaynaklar, Edgar Cayce ve Rudolf Steiner'in "akaşik okumalar" ıdır. Atlantis'ten söz eden bir başka kaynak da, H.P. Blavatsky tarafından Batı'ya tanıtılan, Doğu'nun ezoterik kitaplarından Dzyan Kitabı'dır. 

Bu kaynaklar ile ezoterik kaynakların verdikleri bilgiler birleştirildiğinde Atlantis'in gizemli tarihi şöyle özetlenebilir: Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta olmamakla birlikte, ileri uygarlıklara bugünkü birçok kıtadan daha önce ev sahipliği yapmış, "tufan" sembolik adıyla belirtilen birçok "doğal afetler dönemi" yaşamış olmasına karşın, beş-altı devre boyunca varlığını sürdürmüştür. 

Dünya gezegeninde ilk insan bedenleri bugünkü gibi katı değildi ve üreme, bilinen cinsel organlarla sağlanmıyordu. Bu varlıklar, insan biçimine sahip olmakla birlikte gelişim düzeyleri bakımından insan düzeyinde değillerdi. Güneşi henüz görmemişlerdi, çünkü gökyüzü, Güneş ışınlarının, yaşadıkları ortama ulaşmasını büyük ölçüde engelleyecek derecede yoğun bulutlarla kaplıydı. Güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmamakla birlikte sağlıklıydılar ve Dünya gezegeninin o dönemdeki etherik koşulları uygun olduğundan durugörü, telapati gibi psişik yetenekleri rahatlıkla kullanabiliyorlardı. Deniz gri renkteydi. Anlaşılan anlamda insanların ortaya çıkışı, yoğun bulutların dağılmasından ve kozmik ışınların yeryüzüne ulaşmasından sonra gerçekleşmiştir. 

Şuurlu ve kendi çabasıyla gelişecek insanoğlunun yeryüzünde belirme zamanı geldiğinde, görünmez hiyerarşinin planı ve müdahalesiyle yeryüzünde ilk ırklar (üç-beş ırk) bulutların dağılması döneminde ortaya çıkmışlardır. Fakat ilk devreye özgü varlıklar (ki Edgar Cayce bunlara "otomatlar" adını verir) ortadan kaybolmamışlar, katılaşarak insan ırklarının hizmetinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. 

Ruhsal tekamül düzeyi bakımından hayvan-insan arası bir geçiş basamağı olarak nitelendirilebilecek otomatlar, hayvanlardakine yakın bir otomatizma içerisinde heyecan ve içgüdüleriyle hareket eden, mantıkları olmayan, benlikleri oluşmamış yaratıklardı. Hissedebilmekle birlikte, efendileri ne derse muhakeme edemeden yerine getirirlerdi. 

Bulutların dağılması ve yeryüzünün kozmik ışınlara maruz kalmasıyla, Dünya maddesinin vibrasyonel yapısında da birtakım değişiklikler meydana gelmişti. O dönemlerde 600-700 yıl normal yaşam süresiydi, 1000 yıl yaşayanlar da vardı. Kimi ırklar dev yapılı olup, boyları 3-4 metreyi buluyordu. Yeryüzünde uyumlu bir yaşam vardı. Dünya insanı gerekli koşullara sahip duruma geldiğinde kozmik bir kültür ya da öğretiyle tanıştı: Sirius Öğretisi. 

Öğretinin indirildiği devrede bir "Sirius kültürü temsilcisi" dışında, devre boyunca, Sirius öğretisi bir gezegenden (kimilerine göre Venüs'ten) gelen "öğretmenlerce" öğretilmeye çalışıldı. İnsanlığın ilk dini denilebilecek bu öğretinin Atlantisli rahiplerine ve izleyicilerine Edgar Cayce "Bir'in Yasası Oğulları" der. Aynı öğretinin Mu'lu rahiplerine ise "Naakaller" adı verilirdi. 

Yeryüzünün kimi bölgeleri Aden Cenneti'nden farksızdı. Kentlerin kralları aynı zamanda rahiptiler ve Yukarı'dan (görünmez hiyerarşiden) aldıklarını aşağı aktarırlardı. Fakat sonraki dönemlerde yaşanan maddi ve manevi dejenerasyon yeryüzünü cennet olmaktan çıkaracaktı. 

Bu dönemlerde Dünya'nın esir'i yapısı ve maddi koşulları uygun olduğundan çağımızda bilinen psişik yeteneklerin birçoğu rahatlıkla kullanılabiliyordu. Bir ceylanı, yalnızca onun hakkında kötü şeyler düşünmek, imajine etmek yoluyla şoka sokmak mümkündü. Nitekim, bir zaman sonra Atlantis'te maji (büyü) ortaya çıkacak ve çağımıza değin dünyanın yakasını bırakmayacaktı. 

Altın Çağ'ın dan sonra bir teşevvüş dönemine giren Atlantis'te manevi dejenerasyonun nedeni inançlarda farklılaşmaların olması, çoğunluğun iç yerine dışa, maddeye dönük duygulara kendini kaptırması, maddi ya da genetik dejenerasyonun nedeni ise hayvansı yaratıklarla birleşen insanlar yüzünden melez soyların ortaya çıkmasıdır. Kimilerine göre, dejenere bedenlere de ancak tekamül düzeyi geri, hayvanca duygular taşıyan varlıklar enkarne olur. 

Cayce'in "satan oğulları" adını verdiği kara majisyenler (kara büyücüler), günümüzde de rastlandığı gibi, ahlak anlayışından yoksun, vicdanı gelişmemiş, tatmin peşinde koşan insanlardı. 

Bunların etkileriyle zamanla Atlantis halkı ikiye bölündü; bir kısım ak hiyerarşi kralları, diğer kısım kara hiyerarşi taraftarıydı. Rudolf Steiner bir anlatımında, "İlah krallar dinindekiler ibadet edip ilhamla beslenirken, kara majisyenlerin kralları halklarını kara boğa kanıyla vaftiz ediyordu" der. 

Spiritüel yasaları maddi kazanç sağlamak uğrunda kullanan Satan Oğulları, Bir'in Yasası tarafındaki kızlara da dünya zevklerinin olabildiğince tadını çıkartma eğilimini aşıladılar. Fakat, Cayce'e göre iki tarafın arasının açılmasının en önemli nedeni otomatlardı. Ruhsal tekamül hedefleri "benliklerinin oluşabilmesi" olan otomatların birer köle gibi her türlü amaçla kullanılmasına Bir'in Yasası Oğulları karşı çıkmaktaydı. Ancak, iki taraf arasındaki, kıtanın batmasıyla sonuçlanacak bu çatışma, henüz sıcak savaşa dönüşmemişti. 

Atlantisliler, bilimde ve teknolojide ileri bir düzeye varmışlardı. Denizaltı, uçak ve uzay taşıtları yapabilmişlerdi. Bunları, "ateş taşı" denilen kristallerin bulunduğu, nükleer santralleri andıran enerji istasyonlarından çıkan ışınlar ya da vibrasyonlar aracılığıyla uzaktan sevk edebiliyorlardı (uzaktan kumanda). 

Bu dönemde insanların yaşadıkları topraklar, hayvanların istila tehdidiyle karşı karşıya bulunuyordu. Satan Oğulları, hayvanlara karşı patlayıcılar icat ederek yıkıcı güçleri kullanmaya başladılar. Daha sonra bu güçleri insanlara karşı da kullanmaya ve insan kurban etmeye başladılar. Sonunda yerkürenin içinden, Güneş ve yıldızlardan elde ettikleri güçleri de yıkıcı güçlere dönüştürerek kullandılar. Fakat yıkıcı güçlerin kullanımı, birtakım elektriksel güçleri içeren doğal kaynakları etkileyerek volkanik püskürmelere yol açtı ve Atlantis'in küçük bir kısmının batmasına, kalan büyük kısmın da beş kara parçası halinde bölünmesine neden oldu. 

Cayce'e göre İÖ 50.000 yıllarında "ölüm ışını" denilen bir ışının kuşlar ve dev kara hayvanları üzerinde kullanılıp kullanılmaması üzerine toplantılar yapıldığı sıralarda Dünya ekseni ve kutuplar yer değiştirmiş, dağların ilk yükselme hareketleri olmuş ve dev kara hayvanları iklim koşullarının değişmesiyle kendiliğinden yok olmuşlardı. Atlantis'ten ilk göçler bu döneme rastlar. 

İkinci yükselme hareketleri ise İÖ 28.000 yıllarında, ikinci volkanik püskürmeler döneminde olmuş ve dev kara hayvanları iklim koşullarının değişmesiyle kendiliğinden yok olmuşlardır. Bir'in Yasası Oğulları ile Satan Oğulları arasında en şiddetli çarpışmalar Atlantis tümüyle batmadan önceki son devrede yaşanmıştır. Bir'in Yasası Oğulları'nın çeşitli psişik güçlerle donanmış olmalarına karşılık, Satan Oğulları'nın elinde atomik güçler bulunuyordu. 

Sonunda, Bir'in Yasası Oğulları, Atlantis'i bekleyen nihai felaket hakkında prekognisyon yetenekleriyle önceden haberdar edildiklerinden kıtayı terk ettiler ve kıta, tümüyle, yaklaşık 12 bin yıl önce battı. Atlantis'ten her kıtaya göçler olmuşsa da, başlıca göçler Mısır, Gobi, Anadolu ve Amerika bölgelerine yapılmıştır. 

Mısır Piramitleri Atlantis'in batmasından çok kısa süre önce Mısır'a göç eden Atlantislilerin eseridir. Bilindiği kadarıyla, Atlantisliler, bilimleriyle ilgili kayıtları yeryüzünde üç bölgeye saklamışlardır. Kehanetlere göre bu kayıtlar yakın bir tarihte keşfedilecektir. Kimi araştırmacılara göre Kuran-ı Kerim'de "Ad Kavmi" olarak sözü edilen kavim, Atlantislilerdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder